Yapay Zeka (AI), insan zekasının özelliklerini taklit eden ve insan benzeri kararlar alabilen sistemlerin geliştirilmesini amaçlayan bir teknoloji alanıdır. Bu alan, tarih boyunca birçok evrimsel aşama geçirmiş, teorik temellerden karmaşık uygulamalara kadar uzun bir yolculuk yapmıştır. Bilim insanlarının bu karmaşık sistemi insan beyninin sinir yapısıyla ilişkilendirmesi, insan beyninin dipsiz derinliklerini taklit etme çabasını ortaya koyar. Bu da, makinelerden hala daha iyi durumda olmamızın bir tesellisi olarak düşünülebilir.
90’larda çocuk olmuş benim gibi akranlarım, Terminatör ve Star Wars gibi yapıtlarla yapay zekanın uzun yıllar alacak bir geleceğin teknolojisi olduğunu düşünürken, bugünün gençleri ve çocukları bu teknolojinin tam içinde yaşıyor. Bu nesiller arası farklılık, yapay zekayı algılama ve anlamlandırma konusunda ilginç bir durum yaratıyor.
Yapay zeka ile ilgili sayısız yazı, film, podcast ve YouTube içeriği üretiliyor. Benim ise özellikle proje yazma eğitimlerimde yapay zeka kullanımını geleneksel PCM (Proje Döngüsü Yönetimi) mantığına entegre ettiğimden beri yapay zekayla ilgili her şey ilgimi çekiyor.
Kendi deneyimimden yola çıkarak (yapay zekayı bir psikolog olarak eğitip onunla bir seans yaptığımda ve bu deneyimi başkalarına anlattığımda “Hadi canım, sende!” diye tepkiler aldıktan sonra ayrıca yapay zekanın ilk modellerinden birinin tam da bu amaca hizmet ettiğini öğrendimde ) yapay zekanın evrimsel sürecini merak edenler için kısa bir yazının oldukça faydalı olabileceği fikri doğdu. Siz de bilin istedim ve bu yazıyı yazarken Turing’den günümüze kısa bir yolculuğa çıktım. Her ne kadar bu evrimsel süreç hala devam ediyor olsa da insanın neler başarabileceğini zaman içinde izlemek hem hayranlık hem de dehşet uyandırıyor. Geçmişte bilim kurgu filmleri izlerken, “Yok artık, daha neler?” dedirten hayretli düşüncelerimizin yerini günümüzde bu teknolojilere yetişebilecek miyiz diye bir kaygı aldı.

İlk Dönem: Teorik Temeller (1940–1950’ler)
Yapay zeka kavramı, Alan Turing’in 1936 yılında ortaya koyduğu Turing Makinesi konseptiyle şekillenmeye başladı. Turing, 1950’de yayınladığı “Computing Machinery and Intelligence (COMPUTING MACHINERY AND INTELLIGENCE) makalesinde bir makinenin “düşünme” yeteneğine sahip olup olmadığını sorgulayan Turing Testini tanıttı. Aynı dönemde, Warren McCulloch ve Walter Pitts’in sinir ağı modelleri, insan beynindeki sinir hücrelerini matematiksel olarak modellemeye çalıştı. Bu çalışmalar modern yapay zekanın temelini oluşturdu.

Bu dönemde Turing’in başında bulunduğu bilim insanı ekibinin, Enigma kodunu çözmek için tasarladığı makine de dikkat çekicidir. Bu makine, yapay zekanın erken evrelerini temsil eder. Nazi Almanyası’nın şifreli mesajlarını çözmeye yardımcı bu teknoloji, bilgisayar biliminin temellerini atarak gelecekteki yapay zeka çalışmalarına ışık tuttu. 1940’lı yıllarda geliştirilen bu teknoloji, insanların bugün elimizin altında olan bilgisayarları ne kadar “imkansız” bir hayal olarak algıladığını gösteriyor. The Imitation Game filminde de bu konu etkileyici bir şekilde işlenmiş ve dönemin atmosferi görsel olarak aktarılmıştır. Filmin başka etkileyici temaları da var: Cinsel yöneliminin Turing için nasıl bir varoluş sancısı olduğu, bu nedenle yaşadığı zorluklar, dönemin İngilteresi’nin baskıcı yaptırımları, siyanur, elma konularına hiç girmeyeceğim.
İnsanın tek hücreli su canlısından Homo Sapiens (Zeki İnsan) formuna milyonlarca yıl evrimleşmesine bakacak olursak 1940’lı yıllardan bugüne epey hızlı bir yol almışız gibi görünüyor. AI’ın henüz ismi bile konulmadan önce Turing gibi bir dahinin 2. Dünya savaşında nazilerin savaş taktiklerinin elde edilmesi için kurulan bir grup bilim insanın geliştirdiği enigma kodu ve sonrasında bilgisayarların sadece hükümetler tarafından kullanıldığı bir çağdan bahsediyoruz! Bugün bunların hepimizin eli altında olacağını o günün insanları muhtemelen çılgın bir bilim kurgu olarak düşünüyorlardı.
İlk Adımlar: Kuramsal Çalışmalar (1950–1970’ler)
1956 yılında yapay zeka resmen bilimsel bir alan olarak kabul edildi. John McCarthy’nin “yapay zeka” (Artificial Intelligence) terimini ilk kez kullandığı Dartmouth Konferansı, makinelerin öğrenme, problem çözme ve akıl yürütme yeteneklerini incelemek üzere önemli bir başlangıç noktası oldu. Bu dönemde geliştirilen Logic Theorist ve ELIZA gibi sistemler, yapay zekanın uygulama potansiyelini gösterdi.
ELIZA, bu dönemin en dikkat çekici projelerinden biri olarak insanlarla yazılı dilde iletişim kuran bir program olarak geliştirildi. Benim bu yazıyı yazmamda ilham olan proje işte tam da budur. Joseph Weizenbaum tarafından 1960’lı yıllarda geliştirilen ELIZA, temelde bir psikanalistin diyalog tarzını simüle etmeye odaklanmıştı.

Eliza’nın amacı, bilgisayar ile insanlar arasında doğal bir dil iletişimi kurmayı sağlamaktı. Çalışma yöntemleri, örüntü eşleştirme (pattern matching) ve yerine koyma (substitution) tekniklerine dayanıyordu. Özellikle “DOCTOR” adı verilen script, Carl Rogers’ın bireysel psikoterapide kullandığı yansıtma tekniğini temel alıyordu.
Yansıtma tekniğinde, danışanın söylediklerine doğrudan yönlendiren bir yanıt verilmez. Bunun yerine, kişinin duygularını ve düşüncelerini daha fazla keşfetmesini sağlamak hedeflenir. Bu yaklaşım, empati ve koşulsuz kabul ilkelerine dayanır. Terapist, danışanın daha fazla konuşmasını teşvik etmek için açık uçlu sorular sorar ve onun kendisini ifade etmesine destek olur.
Örneğin, bir danışan
“Kendimi depresif hissediyorum” dediğinde,
bir Rogeryan terapist empati göstererek şu şekilde sorular sorabilir:
“Bu hisse kapılmana sebep olan şey nedir?”ya da
“Sence seni böyle hissettiren şey ne olabilir?”
Bu tür sorular, danışanın duygularını ve düşüncelerini daha derinlemesine anlamasına yardımcı olur. Aynı zamanda, yargılayıcı olmayan bir ortamda kişinin kendi çözüm yollarını keşfetmesine olanak tanır. Yeni nesil AI ile bunu deneyimlemiş biri olarak kesinlikle harika sonuçlar verdiğini söyleyebilirim. Psikolog arkadaşlarım bana kızmasınlar ama kısa süreli bazı durumlarda çok faydalı oldu. Dönem itibariyle toplumsal cinsiyet kavramlarına aşina, farkındalığı yüksek, daha kapsayıcı sonuçlar verdiği aşikar.
Yatırım tavsiyesi değildir:)
O günlere dönecek olursak, donanım eksiklikleri ve algoritmaların karmaşıklığı, o dönemde ilerlemeyi sınırladı. Beklentilerin yüksek, sonuçların ise yetersiz olduğu bu dönem “AI Kışı” (AI Winter) olarak adlandırıldı. Etkili sonuçlar için 65 yıl daha gerekiyordu.
Uzman Sistemlerin Yükselişi (1980’ler) Oyunlar ve Filmler
1980’ler, yapay zekanın yeniden ilgi odağı olduğu ve teknolojik gelişmelerin hız kazandığı bir dönem olarak öne çıkar. Bu dönemde yapay zeka, özellikle uzman sistemlerin geliştirilmesiyle dikkat çekti. Uzman sistemler, belirli alanlarda insan uzmanlığını simüle etmek amacıyla tasarlanmış bilgisayar programlarıdır. Bu sistemler tıp, mühendislik, işletme ve bilim gibi alanlarda karar verme süreçlerini desteklemek için kullanıldı.
Örneğin, tıpta MYCIN gibi uzman sistemler teşhis ve tedavi önerileri sunarken, mühendislikte tasarım süreçlerini kolaylaştıran sistemler geliştirildi. İşletme alanında ise lojistik ve finansal karar verme süreçlerini optimize eden yazılımlar ortaya çıktı. Ancak, bu sistemlerin bakım maliyetlerinin yüksekliği ve esneklik eksiklikleri, uzun vadede kullanım alanlarını sınırladı. Bir uzman sistem, yalnızca belirli bir problem alanında etkili olabiliyordu ve yeni durumlara adapte olabilmesi için kapsamlı bir yeniden programlama gerekiyordu.
1980’lerde yapay zekanın etkisi yalnızca uzman sistemlerle sınırlı kalmadı. Yapay zeka, video oyunları ve sinema dünyasında da önemli bir rol oynadı. Bunlar, bizim daha bebek olduğumuz zamanlarda temelleri atılan bu dünyanın artık daha kapsamlı bir sürece girdiğinin en belirgin göstereleridir.
Oyunlarda Yapay Zeka
Bu dönemde yapay zeka teknolojileri, oyuncuya meydan okuyarak deneyimi zenginleştiren dinamik mekanikler sunuyordu. Arcade makineleri ve ev konsollarındaki popüler oyunlarda yapay zekanın farklı şekillerde uygulandığı görüldü.
Pac-Man (1980), Donkey Kong (1981), Galaga (1981), Robotron: 2084 (1982)
Bu oyunlar, yapay zekanın oyun sektöründeki potansiyelini gösteren önemli adımlardı ve gelecekte daha karmaşık oyun mekaniklerine ilham verdiler.
Filmlerde Yapay Zeka
1980’ler, yapay zekayı konu alan veya bu temayı işleyen filmler açısından da oldukça zengin bir dönemdi. Bu filmler, hem teknolojik hayranlığı hem de yapay zekanın insanlık üzerindeki olası etkilerine dair endişeleri yansıtıyordu:
Blade Runner (1982), Tron (1982), WarGames (1983), The Terminator (1984), Short Circuit (1986)
Makine Öğrenimi Dönemi (1990–2000’ler)
Makine öğrenimi, yapay zekanın evriminde devrim niteliğinde bir dönemi temsil eder. Bu süreçte, artan veri miktarı ve gelişen donanım teknolojileri, makine öğrenimi algoritmalarının daha verimli çalışmasına olanak sağladı. Veri odaklı istatistiksel yaklaşımlar, yapay zekanın daha gerçekçi ve doğrusal bir şekilde evrilmesine katkıda bulundu.

Makine Öğrenimi ile Gelen Gelişmeler: Arama Motorları- Dil Çeviri Sistemleri- Görüntü Tanıma
Yapay Zeka ve Satranç: Deep Blue’nun Zaferi — Go Oyunu İçin Yenilgisi
Makine öğreniminin gücü, 1997 yılında IBM’in geliştirdiği Deep Blue adlı süper bilgisayarın dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov’u yenmesiyle gözler önüne serildi. Bu, insan ile yapay zeka arasındaki rekabette tarihi bir dönüm noktasıydı. Deep Blue, insanın hesaplama gücünün çok ötesinde bir hızla milyonlarca hamleyi analiz edebiliyordu.
Satrançtaki bu zaferin ardından yapay zekanın bir sonraki hedefi, daha karmaşık ve sonsuz olasılık içeren bir oyun olan Go oldu. Go oyun tahtasındaki taş kombinasyonlarının sonsuz denecek kadar çok olması nedeniyle yapay zekanın çözmesi daha zordu.
Derin Öğrenme ve Büyük Veri Dönemi (2010–2020’ler)
2010–2020’ler, yapay zekanın altın çağı olarak adlandırılabilecek bir dönemi temsil eder. Bu süreçte, derin öğrenme (Deep Learning) algoritmalarının gelişimi ve büyük veri (Big Data) teknolojilerinin yaygınlaşması, yapay zekanın birçok alanda devrim yaratmasına olanak sağladı. Daha güçlü işlemciler (GPU’lar) ve büyük ölçekli veri kümelerinin kullanımı, karmaşık problemlerin çözümünde yapay zekanın etkisini artırdı. Bu dönemlerde henüz bu sürecin bizim hayatlarımızda etkili olacağını pek düşünmedik. Aslında burnumuzun ucunda bir sürü teknolojik gelişmeler oluyor, Sesli Asistanlar çağı başlamış Siri (Apple), telefonumuzda bizimle sohbet ediyordu. Aynı zamanda Alexa (Amazon), Google Asistan gibi başka şirketlerin sesli asistanları da hayatımıza hızlıca giriyordu.
Büyük şirketler bunun nereye varacağını bildikleri için sessizce yatırımlarını yaparak gelecekte tüm insanların elinin altında kullanabilecekleri başka bir projenin gerçekleşmesine alt yapı kuruyorlardı.
AlphaGo insanı yendi!
Google DeepMind tarafından geliştirilen AlphaGo, 2016 yılında Go oyununda dünya şampiyonu Lee Sedol’ü yenerek tarihe geçti. Derin öğrenme ve takviye öğrenme (reinforcement learning) algoritmalarını kullanan AlphaGo, insanın hesaplama kapasitesini aşarak stratejik düşüncenin sınırlarını zorladı.
Chatbotlar ve Doğal Dil İşleme (NLP)
Bir kaç sene sonra herkesin bileceği chatbot sahaya çıktı. Kimden mi bahsediyorum?
ChatGPT: Doğal dil işleme alanındaki ilerlemelerle, insana benzer bir dil kullanarak metin üretme ve diyalog kurma becerisine sahip chatbot sistemleri geliştirildi.
Günümüz ve Gelecek
Günümüzde yapay zeka, toplumun birçok alanına entegre edilmiş durumda. Ancak bu entegrasyon, etik, mahremiyet ve güvenlik gibi zorlukları da beraberinde getiriyor. Özellikle erken yaşta AI uygulamalarının eğitime entegre edilmesi konusu çok tartışmalı bir konu. Alfa kuşağını telefon, tablet gibi araçlardan korumaya çalışan aileler gelecek nesil olan Beta için nasıl bir ön görü içindeler emin değilim. Y-kuşağı anne-babalar, 90’larda çocukluğu geçmiş iki farkı dönemi yaşamış kişiler olarak çocuklarına bir köprü oluşturmaya çalışıyor. Peki, Alfa kuşağı kendi çocuklarına ne yapacak? Gelecek belirsiz, ama bilim kurgu filmlerine bakmakta fayda var.
Yapay zekanın 1940’larda başlayan serüveni, bilimsel hayallerle şekillenen bir yolculuktan, insan yaşamının her alanına dokunan bir gerçekliğe dönüştü. İlk bilgisayarların ortaya çıkışı ve Turing Testi gibi fikirlerin temelleri attığı bu alan, uzman sistemler ve makine öğrenimi ile bilimden sanata, mühendislikten oyun dünyasına kadar geniş bir etki alanı kazandı. Yapay zeka, 1980’lerde satrançta insanı yenmek gibi başarılarla gücünü kanıtlarken, daha karmaşık sorunları çözmek için derin öğrenme ve büyük veri dönemine geçiş yaptı.
Bugün yapay zeka, yalnızca bilgi işleme ve analiz becerileriyle değil, aynı zamanda insan benzeri bir yaratıcılık ve öngörü kapasitesiyle de hayranlık uyandırıyor. Sağlıktan eğitime, eğlenceden sanata kadar birçok alanda devrim yaratarak insanlık için yeni fırsatlar sunuyor. Bu evrim süreci, teknolojinin yalnızca bir araç değil, insanlığın geleceğini şekillendiren bir ortak olduğunu gösteriyor. Yapay zekanın bu hızlı gelişimi, her yeni dönemde geçmişin hayallerini aşan yeniliklerle, sonsuz olasılıkların kapısını aralamaya devam ediyor.

