Judith Butler ve “Cinsiyet Belası”


Amerikalı filozof Judith Butler’ın “Cinsiyet Belası” (Gender Trouble), adlı kitabı 1990 yılında yayımlanır ve feminist harekete çok farklı bir boyut kazandırır. Farklı cinsiyetlere dair tartışmaların artması adına dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu yazıda, kitaptaki temel kavramlar ve vurgulanan önemli noktalar paylaşılacaktır. Butler, bazı düşünürlerle girdiği düşünce pratiği ile kendi kavramlarını inşa eder. Toplumsal Cinsiyet kavramı, cinsiyetin Performativite yoluyla nasıl oluştuğu, Heteronormativitenin etkisi ve son olarak ise Butler’ın Feminist ve Queer teorilere katkıları kısaca ele alınacaktır.

Judith Butler Kimdir?

“Cinsiyet Belası” Kitabından Alıntıladığım Kısa Bir Tanışmayla Başlayalım

Butler 1956 ABD doğumlu. Doktorasını 1984’te Yale Üniversitesi’nde felsefe alanında tamamladı. Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde ve Eleştirel Teori Programı’nda Maxine Elliot Profesörü. Birçok üniversitede seminerler veriyor. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet politikalarının yanı sıra savaş karşıtı politikalar alanında da aktif; çeşitli insan hakları örgütlerinde faaliyet gösteriyor.


Aktivist bir akademisyen olarak Butler, bugüne kadar gelmiş düşüncelerden hareketle feminizm eleştirisi yapar. Kitap yayımlandığında yenilikçi düşünceleri felsefe ve feminist çevrelerden ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Bunun en temel nedeni ise öne sürdüğü kavramların karmaşık ve anlaşılmaz olmasıdır. Temel kavramlarına geçmeden önce 1999 yılında yayımlanan baskısının Önsöz’ünde bu eleştirilere verdiği cevabı ve bu cevaba bağlı feminist dalgalarda Butler’ın etkisine bakalım.


Cinsiyet Belası’nı bundan on yıl önce tamamladım ve dosyayı yayımlanması için Routledge’a gönderdim. Metnin bu kadar geniş bir okur kitlesi kazanacağını, feminist kurama yapılan kışkırtıcı bir “müdahale” teşkil edeceğini veya queer kuramın temel metinlerinden biri olarak sivrileceğini hiç tahmin etmiyordum. Metnin hayatı benim kastımı epey aştı, sanıyorum ki bunun sebeplerinden biri değişim halindeki alımlama bağlamıydı. Yazarken feminizmin belli bazı biçimleriyle mücadele ve muhalefet içinde olduğumu düşünsem de metni feminizmin bir parçası olarak görüyordum. İçkin eleştiri geleneğinin, yani ait olduğu düşünsel hareketin temel kelime dağarcığına yönelik eleştirel yaklaşımı kışkırtmayı hedefleyen bir geleneğin içinden yazıyordum. Böyle bir eleştirel yaklaşım gerekliydi, şimdi de gerekli. Ayrıca harekete daha demokratik ve kapsayıcı bir hayat vaat eden bir özeleştiri ile ona olduğu gibi balta vurmayı hedefleyen eleştiriler arasında ayrım yapmak önemliydi, şimdi de önemli. İki tür eleştiriyi birbirine karıştırmak, ilkini ikincisi sanmak mümkün elbette, ama umuyorum ki “Cinsiyet Belası” konusunda böyle bir karışıklık yaşanmayacaktır.


Nedir Bu Feminist Dalgalar


Butler toplumsal cinsiyet kavramının daha geniş anlamda ele alınmasını tartışmaya açarak aslında kadın-erkek eşitsizliğine dair yapılan çalışmalara ek olarak diğer cinslerin de tartışma içinde yer almasının muhalif bir tavır ile gerekliliğini ortaya koymuştur. Feminizm‘in tarihsel sürecine baktığımızda da toplumsal koşulların bireylerin ihtiyaçlarını karşılayamaması önünde nasıl yüksek sesle karşılık bulmak için mücadele edildiğini görürüz.

Kısaca feminist dalgaların hangi yıllarda ve hangi ana başlıklarda mücadele halinde olduğuna değinelim.


Birinci Dalga Feminizm (19. yüzyılın sonları — 20. yüzyılın başları): Özellikle oy hakkı ve kadınların eğitim ve çalışma hakları gibi siyasi ve yasal eşitliğe odaklanan bir hareketti.


İkinci Dalga Feminizm (1960’lar — 1980’ler): Kadınların sosyal ve kültürel eşitliğini talep eden ve aile içi iş bölümü, cinsel özgürlük ve üreme hakkı gibi daha geniş kapsamlı konuları ele alan bir hareketti.


Üçüncü Dalga Feminizm (1990’lar — günümüz): 1990’larda ortaya çıkan ve farklı kadın deneyimlerini, kimliklerini ve kültürel çeşitliliği vurgulayan bir harekettir. 1990 yılında üçüncü dalga feminizmin yükselmesiyle artık farklı cinsiyet kavramlarının da konuşulmasının vaktidir. Günümüzde halen devam etmekte olan bu dalga, kendi içinde çok farklı cinsiyetlerin, ırkların ve hatta hayvanların da haklarının savunulmasına giden akışkan bir dalgadır. Bu yazının tüm ana kavramları, bu son dalganın geldiği noktanın başlangıç aşamalarını, Judith Butler‘ın “Cinsiyet Belası” kitabında ele aldığı temel kavramların üçüncü dalga üzerindeki etkilerini değerlendirmek için kaleme alınmıştır.


Nedir Bu “Cinsiyet Belası”

Farklı Düşünürlerle Girdiği Düşünce Pratiği ile Kendi Kavramlarını Yaratıyor!


Judith Butler, “Cinsiyet Belası” adlı eserinde, felsefe ve cinsiyet teorisi alanlarında öne çıkan düşünürlerin fikirlerini sorgulayarak, cinsiyet ve cinsel kimlik üzerine kendi düşüncelerini geliştirir.

Bu düşünürlerden bazıları WittigFoucaultLacanBeauvoir ve Irigaray’dır. Sizlere çok kısaca bu düşünce pratiği içinde ortaya koyduğu temel kavramlarına bir giriş yapmak istiyorum.

Monique Wittig: Butler, Wittig’in cinsiyet ve cinsel kimliğin toplumsal yapıları ve söylemlerle şekillendiğine dair düşüncelerinden yola çıkarak, cinsiyetin performatif olduğunu ve sosyal ve kültürel süreçlerle oluştuğunu savunur.

Michel Foucault: Butler, Foucault’nun iktidar, bilgi ve disiplin kavramlarını cinsiyet ve cinsel kimlik bağlamında ele alır. Foucault’nun “Cinsellik Tarihi” üzerinden cinsel kimlik ve yönelimlerin nasıl iktidar ilişkileri ve bilgi süreçleriyle şekillendiğini gözler önüne serer. Siyasi olarak öznenin iktidarla ilişkisinde en temelde ele aldığı kavramlarını ise bu bağlamda geliştirir.


Jacques Lacan: Butler, Lacan’ın psikanalitik kuramlarını cinsiyet ve cinsel kimlik bağlamında inceler. Lacan’ın “Özne” ve “Öteki” kavramlarını kullanarak, cinsel kimliğin ve cinsiyetin, bireylerin özneleşme sürecinde nasıl inşa edildiğini ve ötekiyle ilişkisi içinde şekillendiğini vurgular.


Simone de Beauvoir: Butler, Beauvoir’ın ünlü sözü “Kadın doğulmaz, kadın olunur” fikrinden yola çıkarak, cinsiyetin toplumsal ve kültürel süreçlerle inşa edildiğini ve baskıcı normlara tabi olduğunu savunur. Beauvoir’ın kadın ve erkek arasındaki ilişkilerin eşitsizliğini ele alış şekli, Butler’ın cinsiyet rolleri ve normları üzerine düşünmesine katkıda bulunur.


Luce Irigaray: Butler, Irigaray’ın kadın ve erkek arasındaki farkın dil ve kültürde nasıl temsil edildiğine dair düşüncelerinden etkilenir. Irigaray’ın “dişil özne” ve “dişil dil” kavramları, Butler’ın cinsiyet ve cinsel kimliğin dil ve kültürel süreçlerle nasıl inşa edildiğini anlamasına yardımcı olur.


Butler’ın “Cinsiyet Belası” adlı eseri, cinsiyet ve cinsel kimlik üzerine yapılan önemli düşünce pratiği ile birçok düşünürün fikirlerini harmanlamaktadır. Monique Wittig, Michel Foucault, Jacques Lacan, Simone de Beauvoir ve Luce Irigaray gibi düşünürlerin teorilerinden yola çıkarak, Butler cinsiyetin performatif ve sosyo-kültürel süreçlerle oluşan bir yapı olduğunu savunur.


Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet ve Cinsel Kimlik Kavramları Üzerinden Butler Yorumu


Butler, felsefe ve feminizm alanında söylemleri olan düşünürlerle girdiği bu sorgulayıcı düşünsel yolculukta kendi kavramlarını oluşturur. Bu düşünce pratiği, cinsiyet ve cinsel kimlik anlayışını sorgulamamıza ve baskıcı normların üzerine düşünmemize olanak tanır. En önemli kavramları ise “Performative” ve Heteronormativite” kavramlarıdır. Fakat bu iki başlığa değinmeden önce en temelde Butler’ın toplumsal cinsiyetcinsiyet ve cinsel kimlik kavramlarına yönelik düşünceleri ile giriş yapalım.

Toplumsal cinsiyet, cinsiyet ve cinsel kimlik kavramları en temelde bir toplumun bireylere atfettiği ve onların biyolojik cinsiyetine dayanarak belirlediği sosyal ve kültürel roller, beklentiler ve normlardır. Cinsiyetin yalnızca biyolojik farklılıklardan değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel süreçlerden de etkilendiğini vurgular. Toplumsal cinsiyet, bireylerin nasıl davranmaları, hangi rolleri üstlenmeleri gerektiği konusunda toplumun beklentilerini ve normlarını içerir.

Judith Butler ise bu kavramları “Cinsiyet Belası” adlı eserinde performativite teorisi ile açıklar. Butler’a göre, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet anlayışı biyolojik cinsiyetten bağımsız inşa edilen ve sürekli üretilen bir yapıdır. Bu yapı, bireylerin tekrarlanan eylemler, davranışlar ve söylemler yoluyla cinsiyet rollerini ve beklentilerini sergilediği performatif süreçlerle oluşur. Cinsiyet ve cinsel kimlik, doğal ve sabit olmayan, sürekli değişen ve yapılandırılan sosyal ve kültürel kavramlardır. Cinsiyet Belası’nda, cinsiyetin performans yoluyla inşa edildiği ve toplumsal beklentilere göre şekillendiği özellikle vurgulanır. Cinsiyet, bireylerin belirli davranışlar, tutumlar ve görünüşler sergileyerek sosyal kabul gören cinsiyet rollerini ve normlarını taklit etme ve tekrarlama yoluyla sürekli yeniden ürettikleri bir süreçtir. Bu süreç, Butler’ın “performativite” olarak adlandırdığı bir kavramdır. Performativite, cinsiyetin biyolojik veya doğal olmaktan ziyade, sosyal ve kültürel bir yapı olduğunu vurgular.

Cinsel kimlik ise, bireylerin cinsel yönelimlerini, tercihlerini ve romantik ilgi alanlarını ifade eden bir kavramdır. Butler, cinsel kimliğin de sabit ve doğal olmadığını, bunun yerine toplumsal ve kültürel etkenlerle şekillenen ve heteronormativite tarafından sınırlandırılan bir yapı olduğunu savunur. Heteronormativite, toplumun sadece heteroseksüel ilişkilerini ve cinsiyet rollerini kabul eden ve destekleyen bir yapı olarak tanımlanır. Bu durum, cinsel kimliğin çeşitliliğini sınırlar ve bireylerin kendilerini ifade etmelerini engeller.


Performative Kavramını “Drag” ile Ele Alış


Performativite kavramı, Judith Butler’ın cinsiyetin sürekli olarak performans yoluyla inşa edildiği ve yeniden üretildiği teorisine dayanır. Bu kavram, cinsiyetin doğal veya biyolojik olmaktan ziyade, sosyal ve kültürel etkenlerle şekillenen bir yapı olduğunu ifade eder. İşte bu bağlamda, performativiteyi örneklendirmek için günlük yaşamdan bazı durumları ele almakla fayda var diye düşünüyorum.


Kıyafet Seçimi: Toplumda kadın ve erkekler için belirlenmiş kıyafet normları bulunur. Örneğin, kadınların etek veya elbise giymesi ve erkeklerin pantolon giymesi beklenir. Bu kıyafet seçimleri, cinsiyetin performativitesini sergiler; bireyler, toplumun beklentilerine uygun cinsiyet rollerini ve normlarını tekrarlar ve bu şekilde cinsiyetlerini performe ederler.


Beden Dili ve Tutumlar: Kadın ve erkeklerin sergilediği beden dili ve tutumlar da cinsiyet performativitesine örnek olarak gösterilebilir. Toplum, kadınların daha nazik ve zarif, erkeklerin ise güçlü ve koruyucu olmasını bekler. Bireyler, bu beklentilere uygun olarak cinsiyetlerini performe ederek, cinsiyet rollerini ve normlarını yeniden üretirler.

Meslek Seçimi: Toplumda bazı mesleklerin cinsiyete göre daha uygun olduğu düşünülür. Örneğin, hemşirelik ve öğretmenlik gibi meslekler kadınlara, mühendislik ve inşaat işleri gibi meslekler ise erkeklere daha uygun görülür. Bireylerin bu beklentilere uygun meslek seçimleri yaparak, cinsiyetlerini performe etmeleri ve cinsiyet normlarını yeniden üretmeleri performativite örneğidir.

Bu örnekler, cinsiyetin performans yoluyla nasıl inşa edildiğini ve toplumun beklentilerine göre şekillendiğini gösterir. Performativite kavramı, cinsiyetin doğal veya biyolojik olmadığını, aksine sosyal ve kültürel faktörlerle sürekli yapılandırıldığını ve değiştiğini vurgular.


Judith Butler, cinsiyetin performativitesi olduğunu ve toplumsal beklentilere göre şekillenen bir yapıyı drag örneğini kullanarak somutlaştırır.

Drag, genellikle bir kişinin, toplumun kendisine atfettiği cinsiyetten farklı bir cinsiyetin kıyafetlerini giyerek ve o cinsiyetin stereotipik davranışlarını sergileyerek performans sergilediği bir sanat biçimidir. Drag sanatçıları, genellikle sosyal ve politik eleştirilerde bulunarak, cinsiyet rolleri ve normlarını sorgulayan bir performans sunarlar. Rahatsız edici bir şekilde bireylerin cinsiyetlerle ilgili o güne kadar edindikleri genel kabullerin aksine bir performans sergilerler. Bu performanslar güldürü show şeklinde sunulur. Sahnedeki kişinin gerçekte hangi kimlikte olduğunu aslında çözümlemek güçtür. Ya da biliriz ama kabullenme konusunda önyargılarımızdan kaynaklı, bu alışık olmadığımız görüntüyle show olduğu kabulü ile normalleştiririz.


Heteronormativite Eleştirisini Geliştirir


Butler ayrıca, cinsiyet ve cinsel kimlik arasındaki ilişkiyi tartışırken heteronormativite eleştirisini geliştirir. Heteronormativite, toplumun sadece heteroseksüel ilişkileri ve cinsiyet rollerini kabul eden ve destekleyen bir yapı olarak tanımlanır. Butler, bu yapıların bireylerin cinsel kimlik ve cinsiyet anlayışlarını sınırladığını ve bastırdığını öne sürer.


Heteronormativite, toplumun cinsiyet ve cinsel kimlik anlayışına dair belirli beklenti ve normlar benimseyerek, sadece heteroseksüel ilişkileri ve cinsiyet rollerini kabul eden ve destekleyen bir yapıdır. Feminizmin kadın ve erkek eşitliği, farklılıkları üzerinde şekillendiğini, bu derinleşmenin yalnızca iki cins üzerinden devam etmesinin binlerce yıllık yok sayılan ötekileştirilen cinslere bir haksızlık yapıldığını düşünür. Aktivist olarak sahada mücadelesinde de heteronormativite eleştirisi getirerek, iki cinsin normlarını, bireylerin cinsel kimlik ve cinsiyet anlayışlarını bu yapıların sınırladığını, bastırdığını ve çeşitliliği yok saydığını öne sürer.

Heteronormativite kavramının örnekleri ve eleştirileriyle örnek toplumsal kabullerin üzerinden giderek daha açık ifade edebiliriz.


Evlilik ve Aile Kavramları: Heteronormativite, evliliği ve aileyi sadece bir kadın ve bir erkek arasında gerçekleşen birliktelik olarak tanımlar. Bu anlayış, eşcinsel ve diğer cinsel yönelimlerdeki bireylerin evlilik ve aile kurma hakkını yok sayar. Heteronormativite eleştirisi, tüm cinsel yönelimlerin evlilik ve aile hakkına sahip olması gerektiğini savunur.


Cinsiyet Rollerinin Dayatılması: Heteronormativite, kadın ve erkek cinsiyetlerini belirli roller ve normlarla sınırlandırır. Örneğin, kadınların bakım verici ve duygusal, erkeklerinse güçlü ve koruyucu olması beklenir. Bu roller, bireylerin gerçek potansiyellerini ve kimliklerini keşfetmelerini engeller. Heteronormativite eleştirisi, cinsiyet rollerinin ve normlarının esnek olması ve bireylerin kendi kimliklerini özgürce ifade etmeleri gerektiğini öne sürer.


Cinsel Kimlik ve Yönelim Önyargıları: Heteronormativite, cinsel yönelimleri ve kimlikleri sadece heteroseksüel ilişkilere indirger ve diğer yönelimleri marjinalleştirir. Bu durum, eşcinsel, biseksüel, transseksüel ve diğer cinsel kimlikleri taşıyan bireylerin toplumda dışlanmasına ve ayrımcılığa maruz kalmasına yol açar. Heteronormativite eleştirisi, tüm cinsel kimlik ve yönelimlerin kabul ve saygı görmesi gerektiğini savunur.


Heteronormativite eleştirisi, bu kısıtlamaların ve ayrımcılığın farkına varılmasını ve toplumda cinsiyet ve cinsel kimlik çeşitliliğinin kabulünü teşvik etmeyi amaçlar. Bu eleştiri, feminist ve queer teorilerin temel taşlarından biri kabul edilir ve cinsiyet eşitliği ve LGBTQ+ hakları mücadelesinde önemli bir alt yapı oluşturur.


Cinsiyet Belası “Queer” Harekete Nasıl Alt Yapı Oluşturdu!


Judith Butler’ın “Cinsiyet Belası” adlı eseriyle, Queer teoriye önemli katkılarda bulunduğunu belirtmiştim. Butler’ın cinsiyet ve cinsel kimlik üzerine geliştirdiği düşünceler, Queer teorinin temel yapı taşlarını oluşturan ve toplumun cinsiyet ve cinsel kimlik anlayışını sorgulayan bir çerçeve sunar.

İşte Butler’ın Queer teoriye temel kavramları üzerinden sağladığı katkılar:


Cinsiyet Performativitesi: Queer teori, bu anlayışı benimseyerek, cinsiyetin ve cinsel kimliğin sabit olmadığını, aksine değişebilir ve çeşitli olduğunu öne sürer.


Heteronormativite Eleştirisi: Queer teori, bu eleştiriye dayanarak, tüm cinsel yönelim ve kimliklerin kabul ve saygı görmesi gerektiğini vurgular ve heteronormatif yapılara meydan okur. Farklı cinsel yönelimlerin varlığını kabul ederek gerek yasalar, gerek toplumun ön yargılarının süre gelmiş kabullerden sıyrılması ve gerçekliğinin ortaya konulması için tartışmaya açar.


Cinsiyet ve Cinsel Kimlik Sınırlarının Aşılması: Queer teori, bu anlayışla, cinsiyet ve cinsel kimlik çeşitliliğini ve farklı yaşam tarzlarını destekler, bireylerin kendi kimliklerini özgürce ifade etmelerini savunur.


Queer Politikaları ve Aktivizmi: Butler’ın düşünceleri, toplumda cinsiyet ve cinsel kimlik çeşitliliğinin kabulünü teşvik eden ve cinsiyet eşitliği ile LGBTQ+ hakları mücadelesini güçlendiren queer politikaları ve aktivizmini destekler.

Özetle, Judith Butler’ın “Cinsiyet Belası” adlı eseri, Queer teoriye cinsiyet ve cinsel kimlik anlayışını sorgulayan ve değiştiren radikal bir perspektif sunarak önemli katkılar sağlar. Bu sayede, Queer teori toplumda cinsiyet ve cinsel kimlik çeşitliliğinin önemini vurgulayarak, cinsiyet eşitliği ve LGBTQ+ hakları mücadelesinde önemli bir rol oynar


“Cinsiyet Belası” Günümüzdeki Önemli Etkileri


Judith Butler’ın “Cinsiyet Belası” adlı eseri, feminist teoriye önemli bir perspektif kazandırarak cinsiyet ve cinsel kimlik anlayışını dönüştürmeye katkıda bulunmuştur.

Toplumsal Cinsiyet kavramının genişlemesi ile Butler, sadece biyolojik cinsiyet temelli değil, sosyal ve kültürel süreçlerle de oluşan bir yapı biçiminde ele alarak, cinsiyet ve cinsel kimlik konularında bizleri daha kapsamlı bir anlayışa yönlendirmiştir. Akademide yer alması, seminerlerde ve önemli konferanslarda tartışmaya açık bir başlık haline gelmesinde etkili olmuştur. Performativite kavramı ile toplumsal cinsiyet çalışmaları, antropoloji, sosyoloji, psikoloji ve felsefe gibi disiplinlerde yeni araştırma alanlarının ortaya çıkmasına ve bu alanlarda yapılan çalışmaların zenginleşmesine katkı sağlamıştır.

Butler’ın düşünceleri, queer teorinin temel kavramlarından olan cinsiyet ve cinsel kimliklerin sosyal yapılar ve performanslarla oluştuğu fikrini geliştirerek, bu alanda yapılan çalışmaların zenginleşmesine ve genişlemesine katkıda bulunmuştur.

Heteronormativite Eleştirisi ile Butler, heteronormativitenin toplumun cinsel kimlik ve ilişkileri anlayışına nasıl egemen olduğunu göstererek, bu düşüncenin ve uygulamalarının sorgulanmasına ve eleştirilmesine yol açmıştır. Bu sayede, farklı cinsel kimlik ve yönelimlerin daha fazla görünürlük kazanmasına ve cinsel çeşitlilik konusunda farkındalığın artmasına katkıda bulunmuştur.

İnterseksiyonel Feminizm: Butler’ın çalışmaları, farklı kimlikler ve deneyimler arasındaki ilişkileri ve kesişmeleri vurgulayarak, interseksiyonel feminizmin ortaya çıkmasına ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. İnterseksiyonel feminizm, kadınların yaşadığı baskı ve ayrımcılığı sadece cinsiyet temelli değil, aynı zamanda ırk, sınıfcinsel yönelim ve diğer sosyal eksenlerle birlikte değerlendirir.


Sonuç


Judith Butler’ın “Cinsiyet Belası” adlı eseri, cinsiyet ve cinsel kimlik konularında farklı bir bakış açısı sunarak, bu alanlarda yapılan çalışmalara önemli katkılar sağlamıştır. Eserde ele alınan kavramlar ve teoriler, performativitetoplumsal cinsiyetheteronormativite ve Butler’ın feminist ve queer teorilere katkıları gibi önemli konuları ele alarak, cinsiyet ve cinsel kimlik konularında yapılan çalışmaların daha sağlam bir temel üzerine inşa edilmesine yardımcı olmuştur. Bu sayede, günümüzde bu konuların daha fazla konuşulmasını ve daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. “Cinsiyet Belası” kitabı, işte tam da bu yüzden cinsiyet ve cinsel kimlik üzerine düşünce pratiğinde ve farkındalıkta bir dönüm noktası kabul edilebilir ve bu alandaki gelecek çalışmalar için temel teşkil etmektedir.


Kaynakça


  • Butler, Judith, Cinsiyet Belası Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi, (Çev. Başak Ertür) Metis Yayınları, 2005.
  • Buter, Judith (2009), “Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri”. Cogito. Sayı 58, Feminizm, (Çev. Begüm Kovulmaz), 73–93.
  • Butler, Judith (2001) “Olumsal Temeller: Feminizm ve “Postmodernizm” Sorusu, Felsefe Logos. Sayı 15, Feminist Felsefe, (Çev. Zeynep Direk), 19–34
  • Butler, Judith, “Performative Acts and Gender Constitution: An Essay in Phenomenology and Feminist Theory”, 1988
  • Özkazanç, Alev, “Feminizm ve Queer Kuram”. Dipnot Yayınları. 2015

Yorum bırakın