Ursula K. Le Guin ile Ged’in Gölgesinin Jung’un Gölge Kavramıyla Bütünleşmesi


Yerdeniz Büyücüsü, benim için çok özel bir yere sahip bir kitaptır. Ursula K. Le Guin tarafından kaleme alınan bu eser, yalnızca büyü ve fantastik dünyalar yaratmakla kalmaz, aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine de iner. Pandemide çok sevdiğim bir arkadaşım bana;

“Daha Ged ile tanışmadın mı? Kendine yapacağın en iyi şey onunla tanışmak olacak” demişti.

O arkadaşım “Hayati Çitaklar” , beni Ged ile tanıştırdığın için çok teşekkür ediyorum


Kadıköy sokaklarında, tüm ciltlerini bir arada almak için hızla evden çıktığımı hatırlıyorum. Neyse ki, hepsinin bir arada bulunduğu, Metis Yayınları’ndan çıkan 6 ciltlik tek kitabı buldum. (Sonralarda okuyanların “Bu kitap böyle mi okunur?” eleştirilerine rağmen çok sevdim.) Hala başucumdadır.


2020 yılında “Uzay’a (Oğlum)”a okumaya başladığımdan beri (hala devam ediyorum) her bölüm için notlar alıyorum. Gelecekte, her bir bölümü benim yorumlarımla okuyabilsin diye, esere farklı bir bellek katmak istiyorum. Bu önemli kitap için yazılacak çok şey var; ancak ben, Ged ile çıktığım yolculukta beni en çok etkileyen, “gölge” ile girdiği savaşında Jung arketiplerinden birini keşfetmem üzerine kısa bir yazı yazmayı düşündüm.


Ged’in hikayesi, onun gölgeyle girdiği derin savaş, beni de derinden etkiledi. Onun korkularından kaçışı, sonunda kendisiyle yüzleşmesi, aslında hepimiz için geçerli bir sürecin öyküsüydü. Jung‘un “Gölge” kavramını öğrendiğimde, Ged’in yaşadıklarının tam anlamıyla bu kavramın bir tasviri olduğunu fark ettim. Ged, kendi gölgesiyle yüzleşerek aslında kendini bulma yolculuğuna çıkmış bir kahramandı. Arkadaşımın derin yalnızlığında ya da kötü bir durum karşısında hissettiğim her ne ise bu aslında Ged ‘in yolculuğuna eşlik ederken kendimi keşfetmemi sağlayacak, herkes için ayrı bir yolculuk önerisiydi!


Yoksa siz hala Ged ile Tanışmadınız mı?


Bu efsanevi eser, kişiliğimizin oluşumu ve bizi biz yapan tüm özelliklerimizin bir bütün halinde kabul edilmesini edebi bir dille anlatır. Aynı zamanda, Jung’un psikolojideki “Gölge” kavramının sembolik bir yansımasıdır.


Yerdeniz Büyücüsü’nde Ged kibirine yenik düşerek içindeki karanlık tarafın, yani “Gölge”nin ortaya çıkmasına neden olur. Ölümle burun buruna gelen Ged, sahip olduğu tüm büyücülük yeteneklerine rağmen Gölge karşısında zayıf kalmıştır. Kendi karanlık tarafından kaçarken aslında kendisinden kaçtığını fark etmez. Ged’in yolculuğu boyunca karanlık tarafıyla yüzleşmesi, Jung’un bireyselleşme sürecinde bahsettiği öz kabul önemini gözler önüne serer. Gölgeden kaçmaktan vazgeçerek onunla yüzleşmesi gerektiğini fark ettiği an, bütünleşme sürecine adım atar. Ged’in korkuları ve yeteneklerinin gölge karşısındaki zayıflığı, Ursula K. Le Guin tarafından ustaca betimlenmiştir.



Jung, insan psikolojisini anlamlandırmak için arketip kavramını ortaya koymuş ve bireyin kendi kişiliğini keşfetme sürecinde bu arketiplerin nasıl işlediğini açıklamıştır. Ona göre, bireyselleşme süreci, bilinç ve bilinçdışının dengelenmesi ve insanın kendi özüyle bütünleşmesiyle mümkündür. Bireyin kendini tanıması, içsel çatışmalarını kabul etmesi ve psikolojik bütünlüğe ulaşması için bu arketipler birer rehber görevi görür.


Jung’un Dört Temel Arketipi


Analitik Psikoloji ’de birincil tutumdan sonra tekrarlanan aynı tutumun ilk tutuma göre kalıplaşmasına prototip anlamına gelen arketip adı verilmiştir. Jung’a göre insanlığın bir zihin geçmişi vardır ve herkes bu bilgi birikimiyle doğar. Tüm inanış sistemlerinde, tarihte ve mitolojide söz konusu olan arketipler, insan maneviyatında da bir güç olarak kullanılır. (Sambur, 2005, s. 86, 87)


Bireyselleşme sürecini Ged ile adım adım tasvir ediyor Ursula K. Le Guin


Jung’un Dört Temel Arketipi


  1. Persona
  2. Gölge
  3. Anima-Animus
  4. Kendilik

Jung’un Gölge Kavramı ve Ged’in Yolculuğu


Persona: Bireyin toplum içinde kendini gösterdiği, dış dünyaya uyum sağlamak için geliştirdiği maskedir. İnsanlar farklı sosyal roller üstlenirken, kişiliklerinin bir kısmını bastırarak personayı oluştururlar. Ancak persona, gerçek kimliğin yalnızca bir yansımasıdır.

Ged’in kişiliği, farklı zamanlarda farklı personaları sergileyerek şekillenir. Jung’a göre persona, bireyin toplum içinde benimsediği rollerden oluşur ve gerçek kimliğin yalnızca bir yansımasıdır. Ged, yolculuğu boyunca bazen kibirli ve kendine aşırı güvenen bir genç büyücü olarak, bazen korku içinde kaçan bir çocuk gibi, bazen de bilge ve sevecen bir rehber olarak karşımıza çıkar. Onun sert ve katı bir duruş sergilediği anlar olduğu gibi, merhametli ve anlayışlı olduğu anlar da vardır. Bu değişimler, Ged’in içsel yolculuğunun bir parçasıdır ve onun zamanla olgunlaşarak kendini bulmasını simgeler.


Gölge: Kişiliğin bilinçdışında kalan, genellikle bastırılmış karanlık yönlerini temsil eder. Birey, gölgesini kabullenip onunla yüzleştiğinde gerçek bütünleşmeye ulaşabilir. Ged’in gölgesiyle mücadelesi, Jung’un gölge arketipiyle doğrudan bağlantılıdır.

Jung’a göre, bireyin karanlık tarafıyla yüzleşmesi, bütünleşmenin önemli bir parçasıdır. Toplumun dayattığı idealler ve kişisel korkular nedeniyle baskılanan gölge, aslında yaratıcılığın ve küçük görülen tarafların kabul edilmesiyle büyüyebilir.

Ged, büyücülük okulunun ilk dönemlerinde yeteneklerinin farkındadır, ancak kibrinin kurbanı olur. Gölgenin ortaya çıkışı ve Ged’in korkuyla kaçışı, onun içsel yolculuğunu başlatır. Kaçışı uzun sürer, ancak sonunda gölgenin kendisine tıpatıp benzediğini fark ettiğinde, kaçmanın bir çözüm olmadığını anlar.


Bu noktada Jung’un gölge kavramı devreye girer: Birey, gölgesini kabul ederek kendini tamamlayabilir.


Anima-Animus: Anima, erkeğin bilinçdışındaki dişil yönü, animus ise kadının bilinçdışındaki eril yönüdür. Bu arketipler, bireyin karşı cinsin özelliklerini kendi içinde keşfetmesini ve bütünleşmesini sağlar. Ged’in yolculuğundaki kadın karakterlerle olan etkileşimleri, anima yönüyle yüzleşmesine olanak tanır.

Bununla birlikte, Ged’in yolculuğu yalnızca gölgesiyle yüzleşmekle sınırlı değildir. Jung’un anima ve animus kavramları da Yerdeniz Büyücüsü’nde belirgin şekilde işlenmiştir. Ged’in yolculukları boyunca karşılaştığı kadın karakterler, onun anima arketipiyle yüzleşmesine olanak tanır. Kadın figürleriyle girdiği etkileşimler, Ged’in kendisini daha derinden anlamasına ve içsel bütünlüğünü sağlamasına yardımcı olur. Ged, gölgesiyle yüzleştiğinde ve ona kendi adıyla seslendiğinde, nihayet bütünleşme gerçekleşir. Jung’un bireyselleşme sürecinde bahsettiği gibi, Ged de tüm çelişkilerini ve korkularını kabul ederek küçük bir çocukken başladığı yolculuğunu bir bilge olarak tamamlar.


Bu bağlamda, Yerdeniz Büyücüsü’nün sadece bir büyü yolculuğu değil, aynı zamanda bir bireyselleşme ve psikolojik keşif süreci olduğunu düşündürmesi Jung ve Ursula’nın kesişimi ile bir şahesere dönüşüyor.


Kendilik (Self): Jung’a göre bireyselleşme sürecinin nihai hedefi, kişinin kendi özüyle bütünleşmesidir. Kendilik, tüm arketiplerin birleştiği, bilinç ve bilinçdışının tam bir uyum sağladığı noktadır. Ged’in yolculuğu, onun kendilik arketipine ulaşmasını simgeler. Ged gerçekten kendi özüyle bütünüyle bütünleşiyor mu sorusu okuyucuya bırakılmıştır. Ursula K. Le Guin, Ged’in yolculuğunu bir tamamlanma hikâyesi gibi sunarken, aslında bireyselleşmenin süregiden bir süreç olduğunu da ima eder. Ged, kendi gölgesiyle yüzleşmiş, anima ve persona arketipleriyle dengelenmiş olsa da tam anlamıyla bir sonuca ulaşmış mıdır, yoksa bireyselleşme süreci devam etmekte midir? Bu sorunun yanıtı, okuyucunun Ged’in dönüşümünü nasıl yorumladığına bağlıdır.

Yazar Ursula K. Le Guin, Ged’in bireyselleşme sürecini bana göre adım adım tasvir ederek bu dört temel arketipi romanına başarılı bir şekilde yansıtmıştır.


Yoksa Siz Hala Ged ile Tanışmadınız Mı?


Yorum bırakın