“Bir bireyin eğitim alma hakkı, cinsiyet kimliğine göre değişemez.”
Bu yazı, yalnızca Pakistan’daki bir okulun hikâyesini değil; toplumsal cinsiyet, din, eğitim ve insan hakları arasındaki gerilimli ama dönüştürücü ilişkiyi anlamaya yönelik bir davet.

Bir belgeselde rastladığım kısa bir ifade dikkatimi çekti: “Pakistan’da trans bireyler için devlet destekli bir okul açıldı.” Cümle basit görünüyordu ama etkisi büyüktü. Bu, sıradan bir gelişme değildi. Hakkında yazılmış çok az haber, neredeyse hiç analiz yoktu. Feminist çevrelerde bile bu konuya dair derinlemesine bir tartışmaya rastlamamış olmam, bende bir boşluk hissi yarattı. Oysa bu haber, sadece bir okulun açılması değil; çok daha derin bir dönüşümün işaretiydi.
İslam coğrafyasının en katı yorumlarının uygulandığı ülkelerden biri olan Pakistan’da, devlet eliyle açılmış bir trans okulu, hem sistemin sınırlarını hem de dinin yorumlarını yeniden düşünmeye davet ediyor bizi. Aynı zamanda, 19. yüzyıldan bu yana süregelen feminist mücadelenin —kadınların değil yalnızca, tüm dışlanan cinsiyetlerin— ulaştığı yeni bir eşik olarak değerlendirdim.
Bu örnek, günümüzde dünya genelinde giderek yükselen anti-LGBT+ söylemlere ve hak gerilemelerine karşı da anlamlı bir karşı duruş niteliğinde. ABD’de Trump, trans bireylerin eğitim, sağlık ve ordu gibi kamusal alanlardan dışlanmasına yönelik politikaların meşrulaştırıldığı, Avrupa’nın bazı bölgelerinde “toplumsal cinsiyet ideolojisi” adı altında hakların kriminalize, Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edilerek dışlanmayı meşrulaştırdığı bir zamanda, Pakistan gibi bir ülkede trans bireylere yönelik bu tür bir kapsayıcılığın gelişmesi, ironik olduğu kadar ilham verici olduğunu düşünüyorum.
2021 yılında Pakistan’ın Multan kentinde açılan, trans bireylere özel ilk devlet okulu, sadece Güney Asya için değil, dünya genelinde toplumsal cinsiyet temelli hak mücadeleleri açısından da büyük anlam taşıyor. Bu okul, trans bireylerin eğitim hayatlarında yaşadıkları dışlanmaya karşı hem sembolik hem de pratik bir karşı duruş niteliğinde.
Ama bu adım neye dayanıyor? İslam gibi erkek egemen geleneklerle özdeşleştirilen bir dinin egemen olduğu bir ülkede bu nasıl mümkün oldu? Ve bu gelişme, feminist felsefe ve küresel eşitlik mücadelesi içinde nasıl konumlandırılmalı?

Pakistan Örneği: Dışlananları Dahil Etmenin Cesareti
Pakistan’da 2018 yılında yürürlüğe giren Transgender Persons (Protection of Rights) Act, trans bireylerin kimliklerini tanımış, eğitim, sağlık ve istihdam haklarını güvence altına almıştır. Bu yasa doğrultusunda, 2021’de trans bireylere yönelik ilk kamu okulu açıldı. Okul, 5 yaşından yetişkinliğe kadar farklı yaş gruplarını kabul ediyor ve öğrencilerin eğitim geçmişleri gözetilmeksizin yeniden eğitim sistemine katılmalarını sağlıyor.
“Bu okul, toplumun dışladığı bireyleri yeniden topluma kazandırmak için açıldı.”
— Punjab Eğitim Bakanı, Euronews Türkçe
Eğitim Alanındaki Girişimler
- Özel Okullar: 2021’de Multan şehrinde, trans öğrenciler için trans öğretmenler tarafından yönetilen bir okul açılmıştır. Ayrıca, Dera Ghazi Khan ve Bahawalpur şehirlerinde de benzer okulların açılması planlanmaktadır. GMagTr724
- Mesleki Eğitim Programları: Lahor’daki Aşçılık ve Otelcilik Enstitüsü, 2025’te trans bireylere yönelik altı aylık ücretsiz bir aşçılık programı başlatmıştır. Bu program, 25 trans öğrenciyi kabul ederek onlara profesyonel mutfak becerileri kazandırmayı hedeflemektedir. YouTube+2AP News+2AP News+2
İstihdam Alanındaki Girişimler
- Mesleki Eğitim Sonrası İstihdam: Lahor’daki aşçılık programının mezunları için yerel otel ve restoranlarla iş görüşmeleri yapılmakta ve yurt dışında çalışma vizeleri için hükümet yetkilileriyle görüşmeler sürdürülmektedir. AP News
- Sivil Toplum Kuruluşlarının Destekleri: Alkhidmat Vakfı gibi kuruluşlar, trans bireylere yönelik mikrofinans programları ve diğer destekleyici projelerle ekonomik bağımsızlıklarını artırmayı amaçlamaktadır. Wikipedia
Bu girişimler, trans bireylerin eğitim ve istihdam alanlarında karşılaştıkları zorlukları azaltmayı hedeflemektedir. Ancak, toplumsal kabul ve ekonomik fırsatlar konusunda daha kapsamlı ve sürdürülebilir çözümlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu adım, İslam’ın özünde bulunan merhamet, adalet ve insan onuruna saygı ilkeleriyle temellendirilerek meşrulaştırılmıştır. Pakistanlı bazı din adamları da bu uygulamayı “dinin değil, yorumun ayrımcı olabileceğini” vurgulayarak desteklemiştir.
İslam alimlerinin trans bireylerin eğitimine yönelik olumlu tutumları, İslam’ın adalet, merhamet ve eşitlik prensiplerine dayanmaktadır. Bu alimler, her bireyin eğitim hakkının kutsal olduğunu ve cinsiyet kimliği nedeniyle kimsenin bu haktan mahrum bırakılmaması gerektiğini savunmaktadır. Pakistan’daki trans bireylere yönelik eğitim projeleri, bu dini prensiplerin toplumsal hayata yansımasının bir örneği olarak mı değerlendirmeli yoksa özellikle şeriat rejimlerinin kadınlar, LGBTİ+ bireyler ve tüm farklı kimliklere yönelik baskıcı uygulamalarına baktığımızda trans bireyleri ayrıştırıcı bir başka düzlemde mi bırakmak için bu karar alındı?
Feminist Hareketin Mirası: Eğitimi Toplumsal Bir Hak Olarak Düşünmek
Bu gelişmeyi, feminist hareketin 1. dalgası ile birlikte düşünmek önemli. 19. yüzyılın sonlarında kadınların eğitim, mülkiyet ve oy hakkı için başlattığı mücadele, eğitimi sadece bireysel bir hak olarak değil, bir toplumsal dönüşüm aracı olarak konumlandırdı.
Mary Wollstonecraft, 1792’de yayımladığı Kadın Haklarının Gerekçesi adlı eserinde şöyle diyordu:
“Kadınların eğitimsiz kalması, yalnızca onların değil, tüm toplumun düşüşüne neden olur.”
Bugün bu söz, trans bireyler için de geçerliliğini koruyor. Eğitim hakkı cinsiyetle sınırlandırıldığında, tüm toplum kaybeder.
Feminist hareketin 2. ve 3. dalgalarında toplumsal cinsiyetin inşa edilen bir kategori olduğu vurgulanırken, 4. dalga feminizm dijital araçlarla trans, non-binary ve interseks bireylerin hak mücadelesini sahiplenmiş durumda. Özellikle transfeminist hareket, toplumsal cinsiyetin çoklu katmanlarını görünür kılarak, eğitime erişimin herkes için eşit olması gerektiğini savunuyor.
Küresel Gerileme: Anti-Trans Propagandalar ve Geri Adımlar
Ne yazık ki, dünya genelinde trans bireylerin eğitim ve yaşam haklarına yönelik tehditler artıyor. Özellikle bazı sağ popülist liderlerin politikaları, eşitlik mücadelelerini hedef alıyor. ABD’de eski başkan Donald Trump döneminde, trans öğrencilerin tuvalet kullanım hakkı geri çekilmiş, üniversitelerdeki trans destek programları bütçe kesintilerine uğramıştı.
“Trump, trans bireylerin askerlik yapmasını yasaklayarak onları kamusal alanlardan silmeye çalıştı.”
— Human Rights Campaign
Benzer şekilde, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde “toplumsal cinsiyet ideolojisine” karşı yasalar çıkarıldı. Bu gelişmeler, trans bireylerin sadece eğitim değil, varlık haklarına dahi saldırıldığını gösteriyor.
Umudu Gerçek Dönüşümle Büyütmek
Pakistan’da trans bireyler için açılan devlet okulu, elbette umut verici ve önemli bir gelişmedir. Şeriat rejiminin hâkim olduğu, toplumsal cinsiyet rollerinin katı biçimde dayatıldığı bir ülkede, trans bireylerin eğitim hakkının yasal güvence altına alınması, feminist mücadele açısından küçümsenemez bir kazanımdır. Ancak bu kazanımın içeriğine eleştirel bir gözle bakmak da bir o kadar gereklidir.
Trans bireylerin ayrı okullarda eğitim alması, onları görünür kılmakla birlikte, toplumsal entegrasyon açısından bir risk taşır: Yeni bir ötekileştirme biçimi yaratma ihtimali. Asıl hedef, trans bireylerin yalnızca tanınması değil; toplumun tüm alanlarında, özellikle karma eğitim ortamlarında eşit yurttaşlar olarak var olabilmeleridir. Eğitim, sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda toplumsal aidiyetin kurulduğu bir alandır. Bu yüzden fiziksel ayrıştırma, sembolik dışlamayı da beraberinde getirebilir.
Bu eleştirel yaklaşımı kurarken feminist felsefe bize güçlü bir yol haritası sunar. Feminist düşünce, özünde ezilenin yanında konumlanır; patriyarkal sistemin sınırlarını sorgular ve “doğal” kabul edilen her türlü toplumsal hiyerarşiyi yeniden düşünmeye çağırır. Trans bireylerin eğitim hakkı, işte bu felsefi çerçevede üç temel noktada feminist mücadeleyle kesişir:
- Eleştirel Pedagoji: Eğitimin nötr olmadığını, ideolojik bir araç olarak toplumsal normları yeniden ürettiğini açığa çıkarır. Ayrı okullar da bu yeniden üretimin bir biçimi olabilir.
- Cinsiyetin İnşası: Kadınlık ve erkekliğin “doğal” değil, tarihsel ve kültürel olarak inşa edilmiş kimlikler olduğunu gösterir. Bu bakış açısı, trans kimliklerin de meşruluğunu ve toplumsal haklarını savunur.
- Hak Temelli Yaklaşım: Eğitim hakkı, doğuştan gelen, pazarlık edilemez bir insan hakkıdır. Kimlikten, bedenden, cinsiyetten bağımsız olarak herkes bu haktan eşit şekilde yararlanmalıdır.
Bu bağlamda Pakistan’daki okul, hem bir başlangıç noktası hem de daha adil bir eğitim sistemi için düşünsel bir uyarıdır. Çünkü dönüşüm, yalnızca yasalarla değil; zihniyetlerle, mekanizmalarla ve felsefi temellerle mümkündür.
Bugün feminist felsefe ve trans hakları arasındaki bu kesişim, bize şunu söylüyor:
Gerçek eşitlik, görünürlükten daha fazlasıdır. Eşitlik; birlikte var olabilme, birlikte öğrenebilme ve birlikte düşünebilme kapasitesidir.
Ve işte bu yüzden, bu okuldan doğan umut, ayrıştırıcı değil; kapsayıcı bir dönüşümle devam etmelidir.
Kaynaklar
- Transgender Persons Act, Pakistan (2018)
- Euronews Türkçe – Translara Özel Devlet Okulu
- Human Rights Campaign – Trump Trans Policies
- Mary Wollstonecraft, A Vindication of the Rights of Woman
- Susan Stryker, Transgender Studies Reader
- Judith Butler, Gender Trouble


Yorum bırakın